<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sözler Köşkü</title>
	<atom:link href="http://www.sozlerkosku.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sozlerkosku.com</link>
	<description>İslami ve felsefi sorulara cevaplar aradığımız, Bilimsel veriler ışığında İslami hakikatleri incelediğimiz Sözler Köşkü Sohbetleri&#039;ne sizleride bekleriz.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 02:03:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Şems Suresi: Şems 91:2</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/kuran-meali/sems-suresi-sems-912/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/kuran-meali/sems-suresi-sems-912/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 21:56:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran Meali]]></category>
		<category><![CDATA[şems 91:2]]></category>
		<category><![CDATA[Şems suresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=6603</guid>
		<description><![CDATA[Şems Suresi, 91:2 ayeti : Onu izlediğinde Ay’a andolsun, Elmalılı Hamdi, Şems Suresi 2. ayeti şöyle tefsir eder: &#8220;Ve Ay&#8217;a yemin olsun. Güneşten başka aya da yemin olsun, fakat her zaman değil onun peşinden geldiği zaman, yani güneşe uyduğu, onun batmasının ardından onu andırır bir surette doğduğu zaman ki bu tam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/islam-ve-iman/sems-suresi/attachment/sems-suresi/" rel="attachment wp-att-6552"><img class="aligncenter size-medium wp-image-6552" title="şems suresi" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2012/01/şems-suresi-300x199.jpg" alt="şems suresi 300x199 Şems Suresi: Şems 91:2" width="300" height="199" /></a></p>
<p><strong><a title="Şems Suresi" href="www.sozlerkosku.com/islam-ve-iman/sems-suresi/">Şems Suresi</a>, 91:2 ayeti</strong> : Onu izlediğinde Ay’a andolsun,</p>
<p><strong>Elmalılı Hamdi, Şems Suresi 2. ayeti şöyle tefsir eder:<br />
</strong></p>
<p>&#8220;Ve Ay&#8217;a yemin olsun. Güneşten başka aya da yemin olsun, fakat her zaman değil onun peşinden geldiği zaman, yani güneşe uyduğu, onun batmasının ardından onu andırır bir surette doğduğu zaman ki bu tam anlamıyla ayın ondördünden onaltısına kadar &#8221;Leyâli-i bîz&#8221; (beyaz geceler) denilen dolunay gecelerinde görünür. Gerçi başlangıçtaki hilal şeklinde onbeş onaltısına kadar hatta sonundaki mihak gecesi (kameri ayın son üç gecesi) dışında her gece az çok görülebilirse de onaltısından sonra git gide gecikip eksilerek uzaklaştığı için, izleme ve uyma durumundan çıkmaya başladığı gibi, gittikçe büyüdüğü ilk haftalarında da henüz kütlesi tamam olmadan veya tamama yaklaşmadan evvel, bir güneşin ardından ona bağlı ikinci derecede bir güneş doğuyormuş gibi tam anlamıyla güneşe bağlı olmuş olmaz. Ancak ayın ortalarında dolunay gecelerindedir ki güneşin batması sırasında veya batmasının hemen ardından onu andıracak şekilde dolgun bir şekilde nurlu olarak doğar ve sabaha kadar da ışığı uzanıp gider. O zaman aya tam anlamıyla &#8221;güneşin talisi&#8221; yani güneşin ardından onun gibi gelen ikinci bir güneş demek açık olur.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 13 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/kuran-meali/sems-suresi-sems-912/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihdeki Hudeybiyeler</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/felsefe-ve-dusunce/tarihdeki-hudeybiyeler/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/felsefe-ve-dusunce/tarihdeki-hudeybiyeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 14:17:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ridvanhavayasor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe ve Düşünce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=5237</guid>
		<description><![CDATA[Hudeybiye&#8217;yi düşünüyorum&#8230; Hani şu Mekke&#8217;nin fethinden önceki son derece nazik durumu&#8230; Umreye doğru yola çıkmış iken, ziyareti bir sonraki seneye erteleme&#8230; Uzlaşma ve sulh yapma adına müşriklerle antlaşma yapmak zorunda kalış&#8230; Kendi kardeşlerini düşmana teslim etme ızdırabı&#8230; Sulh yapmak için edepsizliklere katlanış&#8230; Belli bir süre harp etmemeyi ve karşı gelmemeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/08/dsc_0254-hudeybiye-fuad-yusufoglu.jpg" rel="lightbox[5237]" title="Tarihdeki Hudeybiyeler "><img class="alignleft size-medium wp-image-5238" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/08/dsc_0254-hudeybiye-fuad-yusufoglu-300x200.jpg" alt="dsc 0254 hudeybiye fuad yusufoglu 300x200 Tarihdeki Hudeybiyeler " width="300" height="200" title="Tarihdeki Hudeybiyeler " /></a>Hudeybiye&#8217;yi düşünüyorum&#8230; Hani şu Mekke&#8217;nin fethinden önceki son derece nazik durumu&#8230; Umreye doğru yola çıkmış iken, ziyareti bir sonraki seneye erteleme&#8230; Uzlaşma ve sulh yapma adına müşriklerle antlaşma yapmak zorunda kalış&#8230; Kendi kardeşlerini düşmana teslim etme ızdırabı&#8230; Sulh yapmak için edepsizliklere katlanış&#8230; Belli bir süre harp etmemeyi ve karşı gelmemeyi kabulleniş&#8230; Bekleyiş, bekleyiş, bekleyiş&#8230; Sabır üstüne sabır&#8230; Gözler ufukta mazideki ümit peteklerini kovalarken, mevcut hâlin moral bozucu keyfiyetini yudum yudum içiş&#8230; Yine de ümidini kırmama, inkısara düşmeme&#8230; Yine sabır, yine dua, yine ümitle bekleyiş&#8230; Anne karnındaki bebeğin doğumunu beklerken çekilen doğum sancısı gibi bir bekleyiş&#8230; Gökyüzünde toplanan fakat bir türlü yağamayan yağmur bulutlarının hüzünlü bekleyişi gibi bir bekleyiş&#8230; Menfî gibi görünen şartların, zaman tünelinde âdeta sihirli bir el değmiş gibi müsbet keyfiyete dönüşmelerini bekleyiş&#8230; Kudreti Sonsuz&#8217;un karşı konulmaz kudreti ile, hâdiseleri fetih ve zafer yönüne çevirmesini ibretle izleyiş&#8230; Nihayet göklerden gelen o sarsıcı emir, mağfiret ve fetih&#8230;</p>
<p>Hudeybiyeler, tarih boyunca hep yaşana gelmiştir. Hudeybiye, aslında bir sembol&#8230; Hudeybiye sadece bir anlaşma ortamı değil, her fetih öncesi yaşanan bekleyiş ve zorlanış keyfiyetinin timsali&#8230; Hudeybiye, zorluklara ve sıkıntılara katlanma&#8230; Hudeybiye, acele etmeyip uygun mevsimin gelmesini bekleme&#8230; Fetihler ve zaferler çoğu zaman Hudeybiyevârî zeminler üzerine bina edilmiştir. Hudeybiyeler ne kadar çileli ise fetihler de o kadar görkemli ve sağlam olmuştur. Sancı olmadan doğum nasıl olmazsa Hudeybiyeler olmadan da fetih doğmaz. </p>
<p>İlkin, Adem Nebi (a.s.) yaşamıştı Hudeybiye&#8217;yi kendi nefsinde. Başa gelen zellenin ızdırap veren ikliminde beklemeye durmuştu mağfiret müjdesini yanıp yakılarak. Kim bilir kaç kış beklemişti mağfiret baharını. Kabz esintiliydi bu bekleyiş ve bast kimbilir ne zaman gelecekti. &#8220;Eğer sen mağfiret ve rahmet etmezsen, ben zalimlerden olurum.&#8221; diyordu Safiyullah (a.s.) ve göz yaşları ile yönelmeye devam ediyordu İlâhî dergâha. Yerler, gökler ve bütün kâinat nefesini tutmuş, kabz hâlinde inlemekteydi onunla birlikte. Bütün kâinat Hudeybiye olmuş, bütün kâinat beklemeye durmuştu mağfiret esintileri hâlinde gelecek olan fetih müjdesini. Fetih, bu iklimde gönüllere inşirah salacak mağfiret ve sekine muştusu hâlinde gelecekti. Fetih, bu iklimde mağfiret ve sekine sağanağı hâlinde gelmiş ve bütün Âdemoğullarına ibret dersi vermişti cihan durdukça.</p>
<p>Tarihin tozlu sayfalarında dolaşırken, Hudey­biye&#8217;yi bu defa Hz. Musa&#8217;nın hikayesinde yakalarız. Önce Firavun&#8217;un sarayında yaşamıştı o keyfiyeti nebiliğe uzanan yolda. Sarayın debdebe, ihtişam, zulüm ve şirk kokan ortamında nebilik gibi masumiyet gerektiren hâleti yakalayış&#8230; Sonra bir imtihan ve çölleri mesken tutuş&#8230; Çölün ve sahranın dupduru ortamında yıllarca bekleyiş ve nihayet bir gün Tur Dağı&#8217;nda, dumansız bir ateşin aydınlığında ilk vahyin, ilk mesajın coşkusuna eriş&#8230; Gelen mesaj, bu defa başka bir imtihana ve Hudeybiye&#8217;ye yönlendiriyordu Ulu&#8217;l-azm Nebi&#8217;yi. Firavun&#8217;a gidecekti, gidecek ve aldığı mesajı hem de &#8220;kavl-i leyyin&#8221;le tebliğ ederek İsrailoğullarını, kendisi ile birlikte gitmek üzere salıvermesini isteyecekti. Ondaki fetih, İsrailoğullarının Mısır&#8217;dan kurtuluşu idi. Gidecek ve kendisine emredilen çetin vazifeyi yerine getirecekti Hak Nebi. Başka çare yoktu. Zalimlikte sınır tanımayan Firavun&#8217;a hakkı tebliğ etme vazifesinin ağırlığına tahammül gerekiyordu bu hengâmda. Tebliğle iş bitmiyordu, Firavun&#8217;un, İlâhî emri yerine getirme kıvamına gelmesini beklemek gerekiyordu sabırla. Hak karşısında büyükleniş ve yüz çevirme&#8230; Çeşitli musibetler, belâlar&#8230; En son ve en şiddetli belâ; toplu ölümler&#8230; Nihayet verilen izin&#8230; Artık yola çıkmışlardı ve yürüyorlardı İsrailoğulları, başlarında Hak Nebi, arkalarında deniz gibi düşman, önlerinde düşman gibi bir deniz. Yolların bittiği, çârelerin tükendiği hengâmda yakalamışlardı bu kez Hudeybiye&#8217;yi. Hudeybiye süreci bu sefer denizin şâk şâk olması için işliyordu. Şimdi denizin kıyıcığında sabır, metanet ve dua ile beklemek gerekiyordu İlâhî yardımı. Şimdi sabrın ve duanın bereketiyle önlerinde yeni bir fetih sayfası açılıyordu. Fetih bu sefer önlerinde şerhâ şerhâ açılıp yol veren deniz ile birlikte gelmişti. Hudeybiye iklimi, tarihte bir kere daha fetih coşkusuna tebeddül etmişti. <br />
<img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/391/10_1.jpg" alt="10 1 Tarihdeki Hudeybiyeler " align="center" hspace="4" vspace="4" title="Tarihdeki Hudeybiyeler " /> <br />
Sonraki zamanlarda, rehberlerine yapıp ettiklerine bakınca İsrailoğullarının; yer, gök ve her taraf tekrar Hudeybiye kesilmişti ister istemez. Gönderilen İlâhî mesajların tahrif edilişlerine baktıkça, Hudeybiyevârî iniltilere bürünmüştü Arş-ı Âzâm. Gönderilen nebileri her katledişlerinde ve her cinayetlerinde ızdırabı bir kere daha artmıştı. Tarihin döl yatağı, doğum sancısının ızdırabıyla Hudeybiyevârî inlerken, fetihi bu sefer babasız doğacak olan bir masumla yakalamıştı. Kâinatın sabırla katlandığı Hudeybiye iklimi, bu sefer Mesih&#8217;e (a.s.) müştaktı. İlâhî fetih bu sefer Mesih (a.s.) şeklinde geliyordu. Mesih, fetih ve mağfiretin sesi soluğu oluyordu kendi asrında. Mesih, ileriki yıllarda da zulümlerin, çilelerin, işkencelerin ve çarmıhların gölgesinde yaşayacaktı Hudeybiye keyfiyetini. Sonra bir gün, Son Nebi&#8217;nin (sallallahü aleyhi ve sellem) gelişinin fethini müjdeleyerek semalara yükselecekti ânsızın. </p>
<p>Hudeybiye, daha sonraları inançsızlığa karşı verilen mücadelede yaşanmıştı. İnançsızlık zemininde ekilmişti iman tohumları, Nur mektupları ile. Hudeybiye hapishane olmuştu, diyar diyar sürgün olmuştu, göz hapsi olmuştu, tecrit olmuştu. Hudeybiye, 25 milyonun iman selâmetini bekleme keyfiyeti olmuştu. Acele edip kışta gelmişti Hudeybiye iklimi, fetih ise cennet-âsâ bir baharda gelecekti, gelecek ve ortalık gül-gülistân olacaktı iman esintileriyle. </p>
<p>Aslında her insan hayatı boyunca kim bilir kaç Hudeybiye yaşar. Değişik yaş devrelerinde, karşılaşılan her zorluk, her musibet ve her imtihan, sabır ve tahammül sınırlarını zorlar. &#8220;Evet, güçlükle beraber kolaylık vardır.&#8221; (İnşirah:6) hitabını yüreğinde hissedince insan, beklemeye durur kendi fethini Hudeybiyevârî hislerle. </p>
<p>Günümüzde Hudeybiye son bir defa daha yaşanmakta. Çağımız, gittikçe artan küfür ve şirk bataklığına sabırlar üstü bir sabırla katlanmakta. Masumlar katledilmekte, zulüm en kesif icraatlarını sergilemekte. Şimdi artık cinayetler devletler eli ile işlenmekte. Şimdilerde şakîler ve onlara yardım edenler, el üstünde tutulmakta, kahraman ilân edilmekte. Günümüzde Hudeybiye olanca keyfiyetiyle bir kere daha yaşanıyor. Şimdilerde Bizans&#8217;ı aratmayacak entrikalar oynanıyor, hakikatı temsil edenlere karşı. Hakk&#8217;ı inkâr, son çırpınışlarını sergilemekte. Âlemler nefesini tutmuş bir defa daha Hudeybiyevârî sabır sergilemekte, olan bitene karşı. Hudeybiye, bir defa daha fetih coşkusu yaşamak istiyor. İman hakikatlerinin bütün kâinatta tekrar neşvünema bulması şeklinde gelecek olan fetih güneşi, son Hudeybiye&#8217;nin ardından sabırsızlıkla doğmak için bekliyor.</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 194 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/felsefe-ve-dusunce/tarihdeki-hudeybiyeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah Bizim Ne yapacağımızı Bildiği Halde Bizi Neden Dünyaya Gönderdi?</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/genel/allah-bizim-ne-yapacagimizi-bildigi-halde-bizi-neden-dunyaya-gonderdi/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/genel/allah-bizim-ne-yapacagimizi-bildigi-halde-bizi-neden-dunyaya-gonderdi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jun 2011 11:42:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ridvanhavayasor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Faydalı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sorularla İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=1712</guid>
		<description><![CDATA[Allah, bu kâinatı yaratırken, bizim küçük aklımızın mühendisliğine göre değil, kendi sonsuz hikmetine göre tanzim etmiştir. Aklımızın her şeye ermemesi normaldir. “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler, diye yarattım.”(Zariyat, 51/56) mealindeki ayette yaratılışımızın gayesi belirtilmektedir. Adalet kavramı -öngörülerle değil- uygulamalara göre tespit edilir. Buna göre; Bir öğretmen düşünün ki, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/06/dunya_4.jpg" rel="lightbox[1712]" title="Allah Bizim Ne yapacağımızı Bildiği Halde Bizi Neden Dünyaya Gönderdi?"><img class="alignleft size-medium wp-image-1714" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/06/dunya_4-300x225.jpg" alt="dunya 4 300x225 Allah Bizim Ne yapacağımızı Bildiği Halde Bizi Neden Dünyaya Gönderdi?" width="300" height="225" title="Allah Bizim Ne yapacağımızı Bildiği Halde Bizi Neden Dünyaya Gönderdi?" /></a></p>
<p>Allah, bu kâinatı yaratırken, bizim küçük aklımızın mühendisliğine göre değil, kendi sonsuz hikmetine göre tanzim etmiştir. Aklımızın her şeye ermemesi normaldir.</p>
<blockquote><p><strong>“Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler, diye yarattım.”</strong>(Zariyat, 51/56)</p></blockquote>
<p>mealindeki ayette yaratılışımızın gayesi belirtilmektedir.</p>
<p>Adalet kavramı <em>-öngörülerle değil-</em> uygulamalara göre tespit edilir. Buna göre;</p>
<p>Bir öğretmen düşünün ki, -kerametine veya ferasetine yahut bir yıl önceki tecrübesine dayanarak- A ve B adlı iki öğrencisinin yeni kayıtlarını yaparken onlara der ki;<strong><em> “Ben B’nin sınıfta kalacağını, A’nın da sınıfı birincilikle geçeceğini biliyorum.”</em></strong> demiş olsa, bu kesin bilgisine rağmen çocuklara <em>“Madem işin sonu bellidir, okula devam etmenize gerek yok!..”</em> şeklinde bir teklifte bulunabilir mi? Böyle bir teklif öğrenciler tarafından hoş karşılanmayacağı açıktır. Yapılacak şey, adaletin tecellisi için her iki öğrenciye de fırsat eşitliği tanımak, onlara okula devam imkânını sağlamaktır. Eğer sene sonunda sınıfta kalan öğrenci itiraz edip <em>“Öğretmenim! Sen durumumu bildiğin için ben sınıfta kaldım.”</em> diye bir hezeyanda bulunsa, elbette hocasının cevabı kolaydır:</p>
<p><strong><em>“İlim sıfatı, kuvvet/kudret sıfatı gibi değildir, onun yaptırım gücü yoktur. Yani; ben bildiğim için siz sınıfta kalmadınız. Siz sınıfta kalıyor olacağınızdan ben bildim. Çünkü ilim maluma tabidir. Bir şey nasıl olacaksa, öyle bilinir. Faraza ben bilmeseydim, sen yine sınıfta kalacaktın. Çünkü bilgimle seni sınıfta kalmaya zorlamadım, bilakis herkese tanıdığım imkanları sana da tanıdım. Cehaletinin ve tembelliğinin faturasını hocaya çıkarmak büyük bir küstahlıktır…” </em></strong>diyecektir.</p>
<p>Bu örneğin penceresinden hakikatin yüzüne bakabilirsiniz ve bu misaller daha da çoğaltılabilir. . .</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 128 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/genel/allah-bizim-ne-yapacagimizi-bildigi-halde-bizi-neden-dunyaya-gonderdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dualar&#8217;ın Kabul Olduğunun Bilimsel Olarak Kanıtları</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/bilim-teknik/dualarin-kabul-oldugunun-bilimsel-olarak-kanitlari/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/bilim-teknik/dualarin-kabul-oldugunun-bilimsel-olarak-kanitlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2011 19:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ridvanhavayasor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim & Teknik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=4499</guid>
		<description><![CDATA[İmanın ve duanın hastaların üzerindeki olumlu etkisi, tedavi sürecini hızlandırması doktorların da dikkatlerini çeken, tavsiye olarak dile getirdikleri bir konudur. ABD&#8217;de yayınlanan ünlü haber dergisi Newsweek, 10 Kasım 2003 sayısında &#8220;Allah ve Sağlık: Din İyi Bir İlaç mı? Bilim Neden İnanmaya Başlıyor?&#8221; (God &#38; Health: Is Religion Good Medicine? Why Science is [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/07/meleklermekani23-5519.jpg" rel="lightbox[4499]" title="Dualar'ın Kabul Olduğunun Bilimsel Olarak Kanıtları"><img class="alignleft size-medium wp-image-4500" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/07/meleklermekani23-5519-300x226.jpg" alt="meleklermekani23 5519 300x226 Duaların Kabul Olduğunun Bilimsel Olarak Kanıtları" width="300" height="226" title="Duaların Kabul Olduğunun Bilimsel Olarak Kanıtları" /></a>İmanın ve duanın hastaların üzerindeki olumlu etkisi, tedavi sürecini hızlandırması doktorların da dikkatlerini çeken, tavsiye olarak dile getirdikleri bir konudur. ABD&#8217;de yayınlanan ünlü haber dergisi Newsweek, 10 Kasım 2003 sayısında <strong>&#8220;Allah ve Sağlık: Din İyi Bir İlaç mı? Bilim Neden İnanmaya Başlıyor?&#8221;</strong> (God &amp; Health: Is Religion Good Medicine? Why Science is Starting to Believe?) başlığı altında dinin iyileştirici etkisini kapak konusu yaptı. Allah inancının insanın moralini yükseltip hastalıktan daha kolay kurtulmasını sağladığına değinilen makalede, bilimin de inançlı insanların hastalıkları daha kolay ve çabuk atlattığına inanmaya başladığını bildirdi. Newsweek&#8217;in anketine göre, insanların %72&#8242;si dua ederek hastalıktan daha çabuk kurtulduklarına, duanın iyileşmeyi kolaylaştırdığına inanmaktadırlar. ABD ve İngiltere&#8217;de yapılan araştırmalarda da, hastalar için dua etmenin, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı ve iyileşme sürecini hızlandırdığı sonucu elde edilmiştir. </p>
<p>Michigan Üniversitesi&#8217;nin araştırmasına göre, dindarlarda depresyon ve stres daha az görülürken, Chicago&#8217;daki Rush Üniversitesi&#8217;nin araştırmasına göre, düzenli olarak ibadet ve dua edenlerin erken ölüm oranı, dine bağlı olmayanlara göre yüzde 25 daha az olarak tespit edilmiştir. Duke Üniversitesi&#8217;nin anjiyo operasyonu geçiren 750 hasta üzerinde yaptığı bir başka araştırmada da, &#8220;duanın iyileştirici gücü&#8221; bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Dua okuyan kalp hastalarının, ameliyattan sonraki birkaç yıl içinde ölüm oranlarının yüzde 30 daha az olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da bildirdiği dualardan bir kısmı şöyledir:</p>
<p><strong>&#8220;Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: &#8220;Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.&#8221; Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız&#8217;dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.&#8221;</strong> (Enbiya, 83-84)</p>
<p><strong>&#8220;Balık sahibi (Yunus&#8217;u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: &#8220;Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum&#8221; diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız.&#8221;</strong> (Enbiya, 87-88)</p>
<p><strong>&#8220;Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: &#8220;Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın.&#8221; Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya&#8217;yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.&#8221;</strong> (Enbiya, 89-90)<br />
<strong><br />
&#8220;Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.&#8221;</strong> (Saffat, 75)</p>
<p>Dua sadece hastalıktan ya da dünyevi sıkıntılardan, zorluklardan kurtulmak için olmamalıdır. Samimi iman eden bir kişi, her zaman Allah&#8217;a dua etmeli ve Allah&#8217;tan gelecek her karşılığa razı olmalıdır. Kuran&#8217;da pek çok ayetle bildirilen dua ibadeti, günümüzde bilimsel olarak da faydalarının ispatlanması Kuran&#8217;ın mucizevi özelliğini bir kez daha göstermektedir:</p>
<p><strong>&#8220;Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.&#8221;</strong> (Bakara Suresi, 186)</p>
<p>bk. Said Alpsoy, Kur’an En Büyük Mucize, Duanın Hastaların Tedavisini Hızlandırması.</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 173 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/bilim-teknik/dualarin-kabul-oldugunun-bilimsel-olarak-kanitlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Çağındaki Sevgiyle&#8230;</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/diger/peygamber-cagindaki-sevgiyle/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/diger/peygamber-cagindaki-sevgiyle/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jul 2011 14:18:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alperen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=3821</guid>
		<description><![CDATA[Sanki ilk vahyi alıp, tebliğ edeceği ilk insanı ararken bize rastlamışçasına&#8230; &#8220;Ben Allah&#8217;ın elçisiyim. İnsanları Allah&#8217;ın tek olduğuna, Muhammed&#8217;in Onun kulu ve elçisi olduğuna inanmaya çağırmakla görevlendirildim. Seni inanmaya çağırıyorum&#8221; demişçesine&#8230; Yani bizi müslüman olmaya çağırmışçasına&#8230; İslam&#8217;ı bir miras şeklinde devralarak değil, bütün inanç umdeleriyle onunla ilk defa karşılaşırcasına&#8230; Bambaşka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/07/y1pqERuWTLGvuWwN3I8APMMoKb2XOitANnRgWJVSpLFJN7rZl2ymlW5AwaM14-Ij3nCMfEocInfbfI.jpg" rel="lightbox[3821]" title="Peygamber Çağındaki Sevgiyle..."><img class="alignleft size-medium wp-image-3822" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/07/y1pqERuWTLGvuWwN3I8APMMoKb2XOitANnRgWJVSpLFJN7rZl2ymlW5AwaM14-Ij3nCMfEocInfbfI-300x291.jpg" alt="y1pqERuWTLGvuWwN3I8APMMoKb2XOitANnRgWJVSpLFJN7rZl2ymlW5AwaM14 Ij3nCMfEocInfbfI 300x291 Peygamber Çağındaki Sevgiyle..." width="300" height="291" title="Peygamber Çağındaki Sevgiyle..." /></a>Sanki ilk vahyi alıp, tebliğ edeceği ilk insanı ararken bize rastlamışçasına&#8230; &#8220;Ben Allah&#8217;ın elçisiyim. İnsanları Allah&#8217;ın tek olduğuna, Muhammed&#8217;in Onun kulu ve elçisi olduğuna inanmaya çağırmakla görevlendirildim. Seni inanmaya çağırıyorum&#8221; demişçesine&#8230; Yani bizi müslüman olmaya çağırmışçasına&#8230; İslam&#8217;ı bir miras şeklinde devralarak değil, bütün inanç umdeleriyle onunla ilk defa karşılaşırcasına&#8230; Bambaşka bir toplum içerisinde, bir inanç tebliğcisinin ilk mü&#8217;mini olmaya soyunur gibi&#8230; Bütün çileleri Allah Resulü ile tek başına paylaşmaya kendini adarcasına&#8230;</p>
<p>Sanki, Erkam&#8217;ın evinde, İslam&#8217;ın ilk umdelerini bir abı hayat gibi içercesine&#8230; Ebû Cehl&#8217;in zulmünü tepesinde hissedip buna rağmen &#8220;Allah bir. Muhammed O&#8217;nun Rasûlü &#8221; diye haykıran dipdiri yüreklere eşlik edercesine&#8230; Bilal&#8217;i, Ammar&#8217;ı, Sümeyye&#8217;yi, Yasir&#8217;i, Habbab&#8217;ı yeniden yaşarcasına&#8230; &#8220;O&#8217;nun ayağına batacak bir diken, gelsin benim yüreğime saplansın&#8221; dercesine&#8230;</p>
<p>Hicret&#8217;te Allah Resülü&#8217;nün yatağına ölümü beklemek üzere yatarcasına&#8230; O&#8217;nunla, sonunu aklına getirmediğin bir yolculuğa çıkarcasına&#8230; Evladını, iyalini, malını, mülkünü düşünmeden&#8230; İkinin ikincisi olduğun mağarada, yılan deliğine ayağını koyup onun Allah Rasülüne ulaşmasına mani olmak için, bütün zehiri vücudunda yutarcasına&#8230;</p>
<p>Tüm Medine halkı gibi, Allah Rasûlü&#8217;nün vüsûlünü üzerlerine bir dolunay şavkıması gibi selamlarcasına&#8230;</p>
<p>Bedir&#8217;de ilk şehitlik için yarışırcasına&#8230; İlk şehid&#8230; İnanmaktan öte bir adanış bu. Allah Rasûlünü öz nefsinden daha önde sevmek bu. Can pazarını aşmak bu&#8230;</p>
<p>Uhud&#8217;da, Huneyn&#8217;de, bozgunu görüp Allah Rasûlünün etrafında etten bir duvar teşkil edercesine&#8230; Ya da ciğerlerine bir Hind canavarının üşüşeceğini düşünmeden şehitliğin kucağına atılırcasına&#8230;</p>
<p>Mirac&#8217;ı duyduğunda içine kurt düşmeyip, inancı dünyası karıncalanmayıp &#8220;Muhammed söylüyorsa elbette doğrudur&#8221; diyerek, teslimiyette hiçbir sınır bırakmayan yüce sahabinin sözünü doğrularcasına&#8230;</p>
<p>Allah Rasûlü cihada çağırdığında &#8220;Yol uzun, hava sıcak&#8221; gibi bahanelere yapışmayıp, fermana can sunarcasına&#8230; Herşeyini, İslam&#8217;ın cihadı için seferber edip, evde ne bıraktığı sorulduğunda &#8220;Allah ve Rasûlü&#8217;nün sevgisi&#8221; diyecek bir kutlu sevdayı tabiat haline getirircesine&#8230;</p>
<p>Ya da, kervanını O&#8217;(s.a.) nun buyruğu ile teçhiz edilecek bir mü&#8217;min ordusuna vakfedercesine&#8230; Bundan ulaşmayı ümid ettiği Rıza-yı Bâriyi, dünyalık hiçbir şeyle değişmeme izzetini gösterircesine&#8230;</p>
<p>O&#8217;nun geçtiği sokakta bir misk ü amber, O&#8217;nun saç telinde mübarek bir hatıra, O&#8217;nun elinin başını okşamasında, unutulmaz, doyulmaz bir lezzet, O&#8217;nun gülümsemesinde tarif edilmez bir haz&#8230; O&#8217;nun abdest suyunda kevserden bir damla&#8230; evet işte o sevda ile severcesine&#8230;</p>
<p>O&#8217;nun mescidi yanında dikilen ikinci bir mescidi &#8220;Dırar&#8221; yeri olarak görürcesine&#8230; O&#8217;nun her sözünde vahyin ışıltısını bulurcasına&#8230; O&#8217;nun yanında sesinin, O&#8217;nun sesini aşma-ması için gerekirse, evine kapanmayı göze alırcasına&#8230; En yüksek ses O&#8217;nun sesi olsun, en yüksek çağrı O&#8217;nun çağrısı olsun, O&#8217;nun tebliğini hiçbir ses gölgelemesin diye varlığını sunarcasına&#8230;</p>
<p>Bir günah işlediğinde, onun utancı ile Mahşer&#8217;de Allah Rasülünün huzuruna çıkmayı en büyük azab gibi görerek, her türlü cezasına katlanıp onu Allah Rasülüne itiraf eden sahabinin açısını duyarcasına&#8230;</p>
<p>&#8230; Ve O&#8217;nun göç gününü gördüğünde &#8220;Kim Muhammed öldü derse, boynunu vururum&#8221; gibi bir sevgi çağlayanına düşercesine&#8230; Ya da böyle konuşanın yakasına yapışıp &#8220;Kim Muhammed&#8217;e tapıyorsa, bilsin ki o ölmüştür. Kim Allah&#8217;a tapıyorsa, bilsin ki Allah hayy&#8217;dır. Ebedi diridir. Ölmez&#8221; diye, Allah Rasûlü&#8217;nün sevgisini, O&#8217;nun davası ile ebedileştiren bir başka sevgi çağlayanında yıkanırcasına&#8230;</p>
<p>Sanki 14 asır dürülmüş de iş başına dönmüş gibi&#8230; Bütün insanlar bir meydanda toplanmış da, O&#8217;na ümmet olma, O&#8217;nun sesine ses vere O&#8217;nun sevgisinde sınanma noktasına gelmiş gibi&#8230;</p>
<p>Zaman dürülecek ve bütün çağlar bir araya gelecek. İlk asırla nice 14 asırlar -ta Kıyamete kadar- Peygamber çağındaki neslin sevgisiyle sınanacak. Peygamber&#8217;in huzurunda. Mahşer&#8217;de. Ebûbekir, Ömer, Osman, Ali, Hatice, Ayşe, Ebû Zerr, Bilal -Allah onlardan razı olsun- ve daha nice gönlü Allah ve Rasülüne bağlılıkla yoğrulmuş sahabi ile yanyana geleceğiz. Bir yanda Ebû Bekir&#8217;in sevgisi, bir yanda 14 asır sonra yaşamış, adı müslümanlar içinde geçen filan oğlu filanın sevgisi&#8230;</p>
<p>Şüphelerin kemirdiği bir sevgi&#8230; Allah Rasûlünün mübarek sözlerini tartışa tartışa yaralanmış bir sevgi&#8230; Vahiyle sünnet arasında kıyaslamalar yapacak ve arada değer farkları araştıracak bir cür&#8217;eti gösterirken, varıp varıp ilahi vahyin duvarına çarpan ve dağılan bir sevgi..</p>
<p>Oysa vahyin sahibi, vahiyle peygamberin hayatını adeta bütünleştiriyor. Allah sevgisi ile peygambere itaati birbirinin mütemmimi kabul ediyor.(1) O&#8217;nun her sözünde vahyin ışığını aramamızı hatırlatıyor.(2) Hatta Allah&#8217;la Peygamberin arasında ayrılık gözetmeyi &#8220;gerçek bir küfür&#8221; olarak niteliyor.(3)</p>
<p>Vahiyde, Allah Rasûlüne sevgiyi sınırlayacak bir nokta dahi yok. Allah Rasülünün sözünde ve hayatında ihmalimize zemin hazırlayacak tek bir harf yok. Aksine O&#8217;nun bize sunduğunu almamız, yasakladığından kaçınmamız buyuruluyor.(4) O&#8217;nda &#8220;güzel bir örnek&#8221; bulunduğu belirtiliyor.(5) Hatta Alah Rasülü, insana ilahi bir lütuf gibi takdim ediliyor:</p>
<p><strong>&#8220;Allah mü&#8217;minlere kendilerinden onlara Allah&#8217;ın ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufla bulunmuştur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.&#8221;</strong>(6)</p>
<p>Evet, Peygamber Allah&#8217;ın bir lütfudur. İnsana ilahi buyruğu sunan onu arındıran, kitabı ve hikmeti öğreten&#8230; Vahyin tesbiti bu. Ve elhak doğru. Âmenna ve saddaknâ.</p>
<p><strong>&#8220;Rabbine yemin olsun ki, aralarındaki anlaşmazlıklarda seni hakem seçip sonra da verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamıyla boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.&#8221;</strong>(7)</p>
<p><strong>&#8220;Kendisine doğru yol açıklandıktan sonra kim peygamberle ayrılığa düşer ve mü&#8217;minlerin yolunun dışında bir yol takip ederse onu gittiği yolda bırakırız. Ve cehenneme atarız.&#8221;</strong>(8)</p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, aranızda herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman O&#8217;nun hükmünü Allah&#8217;a ve peygambere havale edin. Bu daha hayırlıdır ve netice bakımından da daha güzeldir.&#8221;</strong>(9)</p>
<p><strong>&#8220;Onlar &#8216;emrine uyduk&#8217; derler. Yanından ayrıldıkları zaman da onlardan bir topluluk senin söylediklerinin aksini geceleyin kurarlar. Allah onların geceleyin ne kurduklarını yazar. Onlara aldırma ve Allah&#8217;a güven. Allah vekil olarak yeter.&#8221;</strong>(10)</p>
<p>İşte vahiy bu. Peygamber karşısında insanı, müsbeti ve menfisiyle vahiy böyle yerleştiriyor. O&#8217;nun verdiği hükme, O&#8217;nun tebliğine içinde en ufak bir<strong> &#8221;sıkıntı&#8221;</strong> duymadan uyacak mü&#8217;min. Dilleriyle O&#8217;na uyduklarını söyleyip şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında başka şeyler kuranlar gibi olmayacak. Bir konuda ihtilafa düştüğünde hükmünü O&#8217;ndan soracak. Peygamber&#8217;le ayrılığa düşmeyecek&#8230;</p>
<p>Peygamber, Allah&#8217;ın insanlara rehber olarak seçtiği insandır. Sünnetullah böyle. İnsan yaratılmış, dünyaya gönderilmiş ve ona ilahî bilgi peygamber vasıtasıyla ulaştırılmıştır. Peygamber, diğer adıyla elçidir. Allah katından geleni algılayabilen, ama insanla da teması olan bir varlıktır peygamber ve onu bu yapısıyla Allah &#8220;terbiye etmiştir.&#8221;(11) Sade insanın, peygamberle Allah arasındaki hukuku, anlatılanın dışında bilmesi mümkün değildir. Vahyi de bütün boyutlarıyla kavraması mümkün değildir. İnsan belki, Allah-melek-Peygamber ve İnsan münasebetinin böyle olmasının zaruretini anlayabilir. Oysa Allah için bu başka türlü de olabilirdi. Bunun ötesi, iman alanıdır. Allah&#8217;a ve peygambere iman.</p>
<p>Onun için İslam dairesine iki <strong>&#8220;kabul&#8217;le girilir. İki iman umdesi:</strong></p>
<p>Allah&#8217;tan başka ilah olmadığına iman. Muhammed&#8217;in onun kulu ve Rasülü olduğuna iman. İnsan önce inanacak. İmanını her türlü şüpheden arındıracak. Allah ile peygamber arasındaki hukuku didiklemeyi bırakacak: İmanın gereği, teslim olmaktır. Bir kere teslim olduktan sonra yapılacak olan &#8220;Allah Rasûlünün bize verdiğini almak, yasakladığından da kaçınmaktır.&#8221; Allah Teala, peygamberlerine karşı mü&#8217;minlerin böyle yapmasını emir buyuruyor çünkü.</p>
<p>Peygamberin verdiğini almanın ölçüsüne gelince&#8230; Dinî davranışlarını mı alalım sadece, yoksa onun dünyaya ilişkin davranışları da örnek almaya değer miydi? İnsanın sevdi-ğine karşı böylesine sorularla uğraşması ne kadar da giren geliyor. İmam Ahmed b. Hanbel, Hazreti Peygamber&#8217;in nasıl karpuz yediğine dair bir rivayet bulamadığı için ömrü boyunca karpuz yememiş. Hoca Ahmed Yesevi, Hazreti Peygamber 63 yaşında vefa etti diye, kendisine yer altında çukur kazdırıp 63 yaşından sonra o çukurun içinde yaşamış&#8230; Bunlar da sevgi ölçüsü&#8230; Çağımızın insanı gibi, din ile dünyayı birbirinden ayırmaya şartlandırılmış nesillere bu sevgi ne kadar abartılmış gelirse gelsin sevgi budur&#8230; İslam muhaddisleri, Hazreti Peygamber&#8217;in hayatından velevki görüp de tebessüm ettiği, sustuğu, yapılmasını yasaklamadığı bir şey olsun, onu tesbit etmek için kıtalar aşmışlar. Deve sırtında veya yaya olarak&#8230; Uçaksız, otomobilsiz, vapursuz, trensiz&#8230;</p>
<p>Hazreti Peygamber&#8217;in hayatından en küçük bir &#8220;detayı&#8221;, tesbit etmek için&#8230; Tıpkı, Hazreti Peygamber traş olurken, saçının veya sakalının bir teli yere düşmesin diye çırpınan sahabi gibi&#8230;</p>
<p>Bize düşen, Hazreti Peygamberi, hayatının en ince ayrıntılarına kadar öğrenmek ve onunla edeblenmektir. Gülmemiz gerekiyorsa, O&#8217;nun gülüşüne özenmek.. Uyumak gerekiyorsa, O&#8217;nun gibi güzel uykulara niyetlenmek.. Namaz kılarken O&#8217;nu, oruç tutarken O&#8217;nu, çocuklarla ilgilenirken O&#8217;nu anmak. O&#8217;nun davranışlarını hatırlamak, yaşamak&#8230; 14 asrı dürüp O&#8217;nunla bütünleşmek&#8230; O&#8217;nu, O&#8217;nun çağındakiler gibi sevmek. Bir mahşer günü, O&#8217;nun sancağı altında toplanabilme tutkusuyla&#8230;</p>
<p><strong>Dipnotlar: 1)</strong> Ali İmran, 31 <strong>2)</strong> Necm, 3 <strong>3) </strong>Nisal50-151 <strong>4)</strong> Haşr, 7 <strong>5)</strong> Ahzab, 21 6) Al-i İmran, 164 <strong>7)</strong> Nisa, 65 <strong>8)</strong>Nisa.115 <strong>9)</strong> Nisa, 59 <strong>10)</strong> Nisa, 81 <strong>11)</strong> Keşf&#8217;ül Hafa I/70</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sahabede Peygamber Sevgisi</p>
<p>İslamı öğretmeleri için bir muallim heyeti isteyen Hüzeyl kabilesi, gönderilen 6 kişilik muallim kafilesini hunharca katletti. İçlerinden Zeyd İbn&#8217;ud-Desinne&#8217;yi satmak için esir olarak götürmüşlerdi. Babasını öldürdüğüne karşılık olarak öldürmek için onu Safvan ibn-i Ümeyye satın aldı. Öldürmek üzere karşısına diktiği zaman Ebû Süfyan alaylı bir tavırla sordu:</p>
<p>- Sana Allah&#8217;ın adını vererek söylüyorum Ya Zeyd, söyle, şimdi senin yerine Muhammed&#8217;in elimizde olup onun boynunun vurulmasını ve sen de ailenin yanına dönmeyi istemez miydin?</p>
<p>Zeyd ona şöyle cevab verdi:</p>
<p>- Vallahi ben ailemin yanında iken Muhammed Aleyhissalatü veseslam&#8217;ın ayağına bir diken batmasına bile razı olamam!</p>
<p>Ebû Süfyan beyninden vurulmuşçasına haykırdı:</p>
<p>- Muhammed&#8217;in ashabının Muhammed&#8217;i sevdikleri kadar arkadaşları tarafından sevilen bir kimse görmedim!..</p>
<p>Kaynaklar:Zafer Dergisi</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 72 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/diger/peygamber-cagindaki-sevgiyle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şems Suresi: Şems 91:1</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/kuran-meali/sems-suresi-sems-911/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/kuran-meali/sems-suresi-sems-911/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 20:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran Meali]]></category>
		<category><![CDATA[91:1 şems]]></category>
		<category><![CDATA[Şems suresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=6597</guid>
		<description><![CDATA[Şems suresi Mekke döneminde inmiştir. 15 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “eş-Şems” kelimesinden almıştır. Şems ise güneş demektir. Şems suresi 99:1 ayeti : Güneşe ve onun aydınlığına andolsun Sûre iki bölümden oluşmaktadır. Onuncu âyete kadar süren birici bölümde Allah, kâinattaki bir takım olaylara kasem ederek, kendi varlığı için birer delil olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/islam-ve-iman/sems-suresi/attachment/sems-suresi/" rel="attachment wp-att-6552"><img class="aligncenter size-medium wp-image-6552" title="şems suresi" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2012/01/şems-suresi-300x199.jpg" alt="şems suresi 300x199 Şems Suresi: Şems 91:1" width="300" height="199" /></a></p>
<p><strong>Şems suresi</strong> Mekke döneminde inmiştir. 15 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “eş-Şems” kelimesinden almıştır. Şems ise güneş demektir.</p>
<p><strong>Şems suresi 99:1 ayeti</strong> : Güneşe ve onun aydınlığına andolsun</p>
<p>Sûre iki bölümden oluşmaktadır. Onuncu âyete kadar süren birici bölümde Allah, kâinattaki bir takım olaylara kasem ederek, kendi varlığı için birer delil olan bu muazzam olayları insanoğlu, belki düşünür ve Rabbinin azametini idrak eder diye sergiliyor. Allah birbirine zıt olan varlıkları bir arada zikrederek, bunlar kesin hatlarla birbirinden nasıl farklıysa, iyilik ve kötülüğün de öylece birbirinden farklı olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca, iyilik ve kötülük etme eğilimlerinin insan fıtratına Allah tarafından yerleştirilmiş olduğu ve insanın bu eğilimlerinden hangisini güçlendirmeye çalışırsa, ona göre muamele göreceği gerçeği vurgulanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 15 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/kuran-meali/sems-suresi-sems-911/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koyun Oyunu</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/oyun/koyun-oyunu/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/oyun/koyun-oyunu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2011 11:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=894</guid>
		<description><![CDATA[Okunma sayısı : 1.309]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="gameObject" src="http://cdn.flonga.com/games/swf/home-sheep-home.swf" quality="high" swliveconnect="false" menu="true" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/shockwave/download/index.cgi?P1_Prod_Version=ShockwaveFlash" scale="exactfit" wmode="opaque" height="480" width="640"></p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 1.309 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/oyun/koyun-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adios Amigo</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/oyun/adios-amigo/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/oyun/adios-amigo/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 May 2011 00:33:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Adios AMigo oyununu oyna]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object id="gameObject" codebase="http://active.macromedia.com/flash2/cabs/swflash.cab#version=4,0,0,0" classid="CLSID:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" height="480" width="640"><param name="movie" value="http://cdn.flonga.com/games/swf/amigo-pancho.swf"><param name="quality" value="high"><param name="menu" value="true"><param name="scale" value="exactfit"><param name="wmode" value="opaque"><embed name="gameObject" src="http://cdn.flonga.com/games/swf/amigo-pancho.swf" quality="high" swliveconnect="false" menu="true" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/shockwave/download/index.cgi?P1_Prod_Version=ShockwaveFlash" scale="exactfit" wmode="opaque" height="480" width="640"></object></p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 732 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/oyun/adios-amigo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/felsefe-ve-dusunce/bir-huzur-cesmesi-tefvizname/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/felsefe-ve-dusunce/bir-huzur-cesmesi-tefvizname/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 13:45:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ridvanhavayasor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe ve Düşünce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=5218</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 2000&#8230; İstanbul Küçükyalı&#8217;da acemi birliğinde askerim. Koğuş nöbetim sebebiyle bir gündüz vakti koğuştayım. Koğuşta bir de hasta arkadaş var, yatıyor. Ben bir o yana, bir bu yana gidip geliyorum. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri&#8217;nin meşhur Tefviznâme&#8217;sinden bir bölümü tekrarlayıp duruyorum: &#8220;Hakk şerleri hayreyler. Zannetme ki gayreyler. Ârif ânı seyreyler. Mevlâ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/08/6.jpg" rel="lightbox[5218]" title="Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme"><img class="alignleft size-full wp-image-5219" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/08/6.jpg" alt="6 Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme" width="220" height="220" title="Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme" /></a>Yıl 2000&#8230; İstanbul Küçükyalı&#8217;da acemi birliğinde askerim. Koğuş nöbetim sebebiyle bir gündüz vakti koğuştayım. Koğuşta bir de hasta arkadaş var, yatıyor. Ben bir o yana, bir bu yana gidip geliyorum. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri&#8217;nin meşhur Tefviznâme&#8217;sinden bir bölümü tekrarlayıp duruyorum:</p>
<p>&#8220;Hakk şerleri hayreyler.<br />
Zannetme ki gayreyler.<br />
Ârif ânı seyreyler.<br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221; </p>
<p>Ben bu mısraları tekrar edip dururken, hasta arkadaşın âniden yerinden doğrulmasıyla kendime geldim. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, arkadaşım okuduğum şeyi, bir daha yavaşça ve sesli bir şekilde tekrarlamamı istedi. Dediğini yaptım; devamından birkaç dörtlük daha okudum. Arkadaşımın yüzündeki tebessüm gerçekten görülmeye değerdi. Birkaç gündür eğitime çıkamayacak kadar hasta olan arkadaşımın bir iki dörtlükle bir ân için kendine gelmesi hem sevinilecek hem de şaşılacak şeydi. &#8220;Lütfen bunu bana yaz!&#8221; dedi ve tekrar yattı.</p>
<p>Gerçekten de Tefviznâme böyle bir şiirdi. Tefviz, işi başkalarına havale ederek büyük yüklerin altından kurtulma mânâsına geliyor. Şiiri okuyup biraz tefekkür ettiğimizde, şu hayatın yükünün ancak bir Allah inancıyla çekilebileceğini, hayatın ağırlığının, onu rahmeti bol bir Allah&#8217;a havale etmeyle azaldığını hissediyoruz. İbrahim Hakkı Hazretleri, beyan gücünü şiirin güzelliğiyle birleştirince gerçekten şiiri sihir eylemiş. Derslerde konu gereği Tekke edebiyatını her anlatışımda bu şiiri de mutlaka yazdırır, üzerinde dururum. Şiirin sunduğu huzur iklimini tekrar duymaya ve duyurmaya çalışırım. Talebelerin gözlerindeki mutluluk beni ziyadesiyle sevindirir. Bu şiir öyle bir şiirdir ki, darda kalmış her gönle mutlaka bir iki rahatlama menfezi açar.</p>
<p>Evvelâ, şiirin girişi bir atasözü olabilecek kadar tesirli ve güzeldir. Hemen hemen her dil, hâdiseler karşısında sıkışınca söyleyiverir bunu. Söyler de, çoğu itibariyle, kime ait olduğunu, devamının nasıl geldiğini bilmez. Dörtlük, eskilerin ifadesiyle bir &#8220;darb-ı mesel&#8221; olmuştur artık. </p>
<p>&#8220;Hakk şerleri hayreyler<br />
Zannetme ki gayreyler<br />
Ârif ânı seyreyler<br />
Mevlâ görelim neyler<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221; </p>
<p>Ne kadar hoş bir nazar değil mi? İnsan bilmez; fakat hakikat tam da budur. Merhameti sonsuz Yaratıcı, şer görünen hâdiseleri de hayra tebdil eder; aslında bizim şer gördüğümüz pek çok hâdise, neticesi itibariyle hayırdır, güzelliktir. Fakat alışverişini hep acelecilikle yapan insanoğlu bu güzel manzarayı seyredemez pek, sabredip de merhametin, olmazların dünyasında ışımasını göremez ve çoğu zaman da sonsuz bir merhameti suçlama bahtsızlığına düşer maalesef. Oysa Yüce Yaratıcı hayatımızı hayırla, merhametle, güzellikle çepeçevre kuşatmıştır. Bu husus, Kehf Sûresi&#8217;nde bir iki misâlle çarpıcı bir şekilde işlenir. Hızır Aleyhisselâm&#8217;la Hz. Musa (as) bir seyahate çıkarlar. Bu seyahatte Hızır Aleyhisselâm, bir yolcu gemisini deler, bir çocuğu öldürür. Hz. Musa (as) olanlar karşısında itiraz yollu ifadeler dile getirir. Öyle ya, içinde onlarca insan bulunan bir gemide delik açılmış ve bir çocuk öldürülmüştür. Bunlar, zâhiri olarak şer sayılabilecek fiillerdir. Hz. Musa&#8217;nın (as) bu şaşkınlığını telâfi adına Hızır Aleyhisselâm şu meâlde konuşur: &#8220;İlerde yolcu gemilerine el koyan bir zalim hükümdar var. Ben bu gemiye az bir darbe vurarak gemiyi hasarlı gösterdim, dolayısıyla masum insanları taşıyan bu gemi bu hasarlı hâliyle zalim hükümdara hoş görünmeyecek ve yolcular kurtulmuş olacak. Bu çocuk ise, ilerde zalim ve günahkâr olacaktı. Onu öldürerek bu hazin akıbetini engellemeye ve ailesine Allah&#8217;ın (celle celâlühü) daha salih bir evlât bağışlamasına zemin hazırladım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Deme şu niçin şöyle.<br />
Yerincedir o öyle.<br />
Bak sonuna, sabreyle.<br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221;</p>
<p>Âdemoğlu hep acelecilikle iş yapar. Hâlbuki hikmet dediğimiz şey, sabırla kendini buluverir ve her biri bir hikmet eseri olan İlâhî icraatlar sabırla hissedilebilir. Biz içinde bulunduğumuz zamanı ve mekânı lâyıkıyla kavrayamazken, Allah geçmiş ve geleceği her şeyiyle bilir. Hâl böyleyken, cehaletimizin bir eseri olarak başımıza gelenleri veya etrafımızda cereyan eden hâdiseleri bazen tenkit ederiz. Hâdiselerin önüne ve ardına tam vâkıf olmadan, bunların nasıl neticeleneceğini bilmeden ve görmeden kaderi suçlarız. Böyle olunca da sıkıntılar hayatımızın yegâne dokusu oluverir. Hâlbuki kulun Yüce Yaratıcı&#8217;sına karşı sonsuz bir itimadı olması esastır. Zîrâ Allah (celle celâlühü) gündüzümüze güneş, gecemize ay ve yıldızlar, her amelimize büyük bir şevk ve lezzet, hastalığımıza şifa, açlığımıza nefis nimetler bahşederek bizim için sadece ve sadece güzellikler sunduğunu anlatmıyor mu?</p>
<p>&#8220;Sen Hakk&#8217;a tevekkül kıl.<br />
Tefviz et ve rahat bul.<br />
Sabreyle ve razı ol.<br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221;</p>
<p>Kula düşen bu değil midir? Kendi vazifesini hakkıyla yerine getirmek, sonra da Sonsuz Merhamet Sahibi&#8217;ne tevekkül edip sabreylemek. Bin bir isim ve sıfatı varken kulunu sadece Rahman ve Rahîm sıfatlarıyla yüz on dört defa selâmlayan Allah (celle celâlühü) elbette her şeyi güzel yapacaktır. Öyleyse kendi işimizi eksiksiz yapmaya çalışıp, Allah&#8217;ın (celle celâlühü) güzellikler madenî icraatlarını sabırla seyretmeye çalışarak rahatı bulabiliriz.</p>
<p>&#8220;Bir işi murad etme.<br />
Olduysa inad etme.<br />
Hak&#8217;tandır o reddetme. <br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221;</p>
<p><img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/388/6_1.jpg" alt="6 1 Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme" align="left" hspace="4" vspace="4" title="Bir Huzur Çeşmesi: Tefviznâme" />Dua, en sâfî bir ibadet, insanı rahatlatan bir amel. Fakat İbrahim Hakkı Hazretleri bu noktada mühim bir esası gösteriyor. Bir hususu, hırsla istemememiz ve isteğimizin aksiyle neticelendiğinde de kabul noktasında inat etmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Bediüzzaman&#8217;ın (ra) bu konudaki misâli dikkate şayandır. Hasta, doktordan bir ilâç ister; doktor, o ilâç iyi gelecekse verir; iyi gelmeyecekse başka bir ilâç sunar. Bu noktada hastanın evvelki ilâçta ısrarı aleyhine olacaktır. İşte kuluna, bir doktordan daha merhametli olan Allah&#8217;ın (celle celâlühü) hakkımızda takdir buyurduğu her şey, O&#8217;ndan geldiği için asla reddedilmemeli ve hayırlı olanın bu olduğu kabul edilmelidir. Böylece başımıza gelen hâdiseleri doğru değerlendirmiş ve hayat yolunda uğradığımız her duraktan elleri dolu dolu ayrılmış oluruz.</p>
<p>&#8220;Sen adli zulüm sanma.<br />
Teslim ol, nâra yanma.<br />
Sabret, sakın usanma. <br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221;</p>
<p>Allah (celle celâlühü) merhamet sahibidir. Bununla birlikte O, mutlak adalet sahibidir de. Adalete ters bir merhamet zulüm olduğundan, biz çoğu zaman adalet tecellilerini zulüm zannedip İlâhî adalet hakkında olur olmaz sözler sarf etme bahtsızlığına düşebiliriz. Bu konuda yine Bediüzzaman&#8217;dan çok orijinal bir tespit vardır: &#8220;İnsanlar zulmeder, kader adalet eder.&#8221; Tarih sahnesinde insanların yaşayageldiği zulümler, işledikleri zulümlerin kendilerine dönmesinden başka bir şey değildir. Yoksa, insanı yoktan var eden ve sayısız nimetle onu kendine muhatap kılarak şereflendiren Allah (celle celâlühü), ona zulmetmekten beridir. Bilakis, insana değer verdiği için ona yapılan zulümleri cezasız bırakmıyor. </p>
<p>&#8220;Hak&#8217;tandır bütün işler.<br />
Boştur gam u teşvişler.<br />
Ol hikmetini işler.<br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221;</p>
<p>Hayatın akışında kendini kaybetmek istemeyen, hayatını mânâlandırıp ondan huzur bulmak isteyen insana tesirli bir nasihat: &#8220;Hakk&#8217;tandır bütün işler!&#8221; olsa gerek. Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin ifadesiyle &#8220;Hayatta tesadüfe tesadüf edilemez.&#8221; Her şey Allah (celle celâlühü) tarafından bir hikmete bağlı olarak işler ve hayat bu düzen içerisinde akar durur. Bir kuru yaprak bile ancak Allah&#8217;ın (celle celâlühü) izni dairesinde yere düşer. Böyle bir düşünce sahibinin hayatındaki en mühim duygu, güven ve huzur olacaktır. Çünkü bilir ki, hayatı büyük bir kudretin elinde, rastlantıların hiçbir tesiri olmadan, düzenle ilerliyor. Böyle bir insanın düşüncelerinde kargaşa, ölüm korkusu, başıbozukluğun verdiği gereksiz endişeler yer almayacaktır. Hayatı, Allah (celle celâlühü) tarafından işlenilmiş bir kanaviçe gibi gören bir ruh sahibinden daha huzurlu kim olabilir ki! İşte şiirimizin en can alıcı, bam telini dokunan bir bölümü daha:</p>
<p>&#8220;Nâçar kalacak yerde.<br />
Nâgâh açar ol perde.<br />
Derman eder her derde.<br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221;</p>
<p>Her insan şahittir ki; sonsuz merhamet Sahibi, en güçsüz, en âciz ve yardıma en muhtaç olduğumuz ânlarda ânsızın bir inayet kapısı açıverir. İşler öyle yürür ki hiç beklemediğimiz yollar açılır, hiç tahmin etmediğimiz hâdiseler cereyan eder, hiç düşünmediğimiz kişiler sahneye çıkar ve olmazlar &#8220;olur&#8221; libası giyer. Kuluna şah damarından daha yakın ve ana-babasından daha merhametli Allah (celle celâlühü), onun imtihanlar altında ezildiği bir anda omzuna kuvvet, ayağına fer, dizlerine derman verir de işlerin sarpa saracağı anlarda yollarına işaretler dizer. Öyledir Rahman&#8217;ın işleri. Yerlerde sürünmeyelim diye ufkumuzu göklere çekip maddî ve mânevî miraç merdivenlerinde yücelmemiz için gayretimizi bekler; ruhlarımızdaki hamlıkları, içlerimizdeki fenalıkları değişik vesilelerle törpüler, Cennet&#8217;teki nimetlerden tam mânâsıyla istifade edelim diye bizi hayatın çarklarında şekillendirir. Bu esnada nâçâr kaldığımız yerde rahmet ve inayet pınarlarını oluk oluk üzerimize boşaltır. O&#8217;nun (celle celâlühü), kullarına rahmet ve inayeti bazen bir vesileye bakar. </p>
<p>&#8220;Hoş sabr-ı cemîlimdir.<br />
Takdir ü kefilimdir.<br />
Allah ki vekilimdir.<br />
Mevlâ görelim neyler.<br />
Neylerse güzel eyler.&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ı (celle celâlühü) Kur&#8217;ân ve hadîsler ışığında bilen, O&#8217;nu hakkıyla tanıyan irfan sahibi bir gönlün varacağı son noktadır bu. Böyle bir gönül rahattır, huzurludur. Çünkü her şeyi en iyi bilen, merhameti hudutsuz bir Yaratıcı&#8217;yı işlerine vekil kılmıştır ve neticenin hayırla noktalanacağına inancı tamdır. Kul böyle inanınca, Allah (celle celâlühü) da böyle muamele eder ve her şey hayra çıkar. Zîrâ Allah&#8217;ın icraatı kulun beklentisi yönündedir. Bundandır ki Allah&#8217;a (celle celâlühü) itimat eden rahata erer. </p>
<p>&#8220;Vallahi güzel etmiş.<br />
Billahi güzel etmiş.<br />
Tallahi güzel etmiş.<br />
Mevlâ görelim netmiş.<br />
Netmişse güzel etmiş.&#8221;</p>
<p>İstikamet sahibi salim bir gönül, Allah&#8217;ın (celle celâlühü) bütün icraatlarının güzeller güzeli bir edayla nazarlarımıza arz olunduğuna eksiksiz itimat eder. Böyle bir gönül, hayır ve güzelliklerin art arda şekillendiği şu âlemi ibret nazarıyla seyredip Yüceler Yücesi&#8217;ne aşk ve muhabbetini ilân eder.</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 64 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/felsefe-ve-dusunce/bir-huzur-cesmesi-tefvizname/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dejavu Mu? O Ne!</title>
		<link>http://www.sozlerkosku.com/mahremmeseleler/dejavu-mu-o-ne/</link>
		<comments>http://www.sozlerkosku.com/mahremmeseleler/dejavu-mu-o-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jun 2011 15:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burakcan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Faydalı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Mahrem Meseleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sozlerkosku.com/?p=1375</guid>
		<description><![CDATA[Bilinçlilik durumunun ve gerçeği algılamanın bozulduğu, ilk kez görülen bir yerin sanki daha önce görülmüş gibi ya da ilk kez yaşanan bir olayın sanki daha önce yaşanmış gibi algılandığı patolojik durum. Dejavu, yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Ânı daha önceden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/06/dejavu1.jpg" rel="lightbox[1375]" title="Dejavu Mu? O Ne!"><img class="alignleft size-medium wp-image-1377" src="http://www.sozlerkosku.com/wp-content/uploads/2011/06/dejavu1-300x225.jpg" alt="dejavu1 300x225 Dejavu Mu? O Ne!" width="300" height="225" title="Dejavu Mu? O Ne!" /></a></p>
<p>Bilinçlilik durumunun ve gerçeği algılamanın bozulduğu, ilk kez görülen bir yerin sanki daha önce görülmüş gibi ya da ilk kez yaşanan bir olayın sanki daha önce yaşanmış gibi algılandığı patolojik durum.<br />
Dejavu, yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Ânı daha önceden yaşamışlık halidir. Fransızca; déjà (daha önceden) ve voir (görmek) fiilinin geçmiş zamanda çekimi olan vu’nun birleşiminden türemiştir.</p>
<p>Beynin, yorgunluk veya başka sebeplerden dolayı bir görüntü, ses, vb. herhangi bir girdiyi, giriş anı sırasında algılayamamasından kaynaklanabilir. Beyin bu girdiyi algıladığında kişi bu olayı daha önce yaşadığı hissine kapılabilir. Ayrıca, beynin sağ lobu ile sol lobunun milisaniyeden daha küçük bir zaman farkı ile çalışmasından da kaynaklanabilir. Bir taraf diğer taraftan önce algıladığı için, geç algılayan taraf bu olayın daha önce yaşanmış olduğu yanılsamasına kapılır. Bu durum sinir aksonlarındaki küçük bir sapmadan kaynaklanır.</p>
<p>Dejavu’nun zıttı jamais-vu dur. Bu durumda insanlar, tanıdığı bir çevrede yabancılık çekebilirler. Dejavu ya benzer sebeplerle ortaya çıkar. Araştırmalara göre insanların %50 den fazlası hayatlarında en az bir kere dejavu durumunu yaşamıştır. İnsanların çoğu bir süre sonra, en son ne zaman dejavu yaşadığını unutur.</p>
<p>Déjâ vu, Fransızca kökenli bir terim ve “daha önce görülmüş” anlamına geliyor. günlük hayat boyunca sıkça yaşanan bu görüngü, bir anın daha önceden yaşanmış olduğu hissini veriyor. veya ilk defa gittiğimiz bir yerde sanki daha önceden de bulunmuş olduğumuzu hissedebiliyoruz. kendi kendimize açıklamakta güçlük çektiğimiz bu durum, hafızada meydana gelen ufak karışıklıkların bir sonucu olarak açıklanıyor.tabii ki daha farklı yaklaşımlar da mevcut, örneğin daha önceden hafızaya alınmış olan bir görüntünün veya olayın, belirli bir anda yeniden yarı gerçekçi bir imaj halinde zihne yansıması ( flashback) olarak da tanımlanıyor. arthur funkhoser, farklı inirsel uyarılara bağlı olarak gelişen 3 tip “déjâ vu” fenomeni olduğunu ileri sürüyor ve bunları şöyle sınıflandırıyor: “déjâ vecu” (önceden tecrübe edilmiş), “déjâ senti” (önceden hissedilmiş) ve “déjâ visité” (önceden gidilmiş). önceden yaşanmışlık hissine getirilen en güncel açıklamalardan birisi de, beyindeki kısa ve uzun dönem hafıza mekanizmalarında kısa süreli bir tutukluk meydana geliyor olması. algılanan bilgilerin ( veya duyumların) kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya geçişi esnasında, normal yoldan saparak bir anlamda “yolunu kısaltması” sonucunda o anki algı, kişi tarafından uzun dönem hafızadan gelmesi nedeniyle “geçmişte yaşanmış” olarak nitelendiriliyor. Normalde algı ve tepki arasında geçen ve aslında bizim farkında olmadığımız gecikme süresini, kısaldığı zaman fark ediyoruz ve bunun sonucunda huzursuzluk hissine kapılıyoruz. ayrıca, çeşitli sinirsel hastalıklarda, örneğin sara nöbetleri öncesinde, çoğunlukla “déjâ vu” hissi daha sık yaşanıyor.</p>
<p>Dejavu olayının sık yaşanması, bir tür sara hastalığının,belirtisidir. Çocuklukta ve ergenlikte  eğer çocuklarımız bize bir olayı sıkça yaşadıklarını  söylüyorlarsa mutlaka bir doktora başvurup sara yani epilepsi olup olmadıklarını kontrol ettirmeleri gerekir. Daha ileri yaşlarda ise bu durumun sıkça yaşanması beyinde bir bozukluğun olduğunu gösterir.</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><b>Okunma sayısı : 129 </b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sozlerkosku.com/mahremmeseleler/dejavu-mu-o-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

